|
Yazan: RahimTarım | 1-03-2010, 02:59 | Görüntülenme: 305
BAZI YAZILAR ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Derginizin ocak ve şubat nüshalarında açıklığa kavuşturulması gereken bir iki nokta var. Ocak 1997 (sayı:37) nüshasında Sayın Cüneyd Okay’ın “Dr. Enver Paşa” adlı yazısında “ Bu bilgi için kendi özel koleksiyonunda bulunan bir kartpostalda görülerek Sayın Abdullah Uçman’dan sağlanmıştır.” şeklinde bir dipnot dikkati çekiyor. Ancak, bu bilgi Sayın Okay ile Sayın Uçman arasındaki bir görüşmeden ibaret kalıyor ve buna inanmamız bekleniyor. Oysa, -eğer böyle bir kartpostal varsa– bir okuyucu olarak bunu görmek isterdik. Yine aynı sayıda yer alan Yard. Doç. Sayın Turan Akkoyun’un “Raif Nezih Atakul”u tanıtan bir yazısı yer alıyor. Adı geçen bu yazıda Sayın Akkoyun, Raif Nezih Atakul’dan bir alıntı yapıyor: “Bu eserin vücuda gelmesinde (İzmir Milli Kütüphanesi)’nin yaptığı pek kıymetli fayda ve hizmeti kelimelerle yad edemem. Fazıl muhterem reisi Celal Efendi Hazretleriyle, hafız katipleri, Adnan ve Esat Beyler’in (…)” (s. 55). Bildiğimiz kadarıyla, bu son cümlede “Fazıl muhterem” Fazıl-ı muhterem; “hafız katipleri” ise hafız-ı kütüpleri olmalıdır. Ancak, bu hata Raif Nezih’e ait olsa dahi, Sayın Akkoyun bunun doğrusunu görerek düzeltmeliydi. Benzer bir alıntı hatası da, derginin Şubat 1997 nüshasında yer alan Dr. Hamza Çakır’ın “1900’lerin Başında Avrupa ve Türkiye’de Reklamcılık” başlıklı yazısına mesned olan Ali Kemal’in “İlancılık” adlı makalesinde geçi(rtili)yor. Sayın Çakır, İkdam’da 20 Kasım 1901 tarihinde yayımlanan makaleyi bugünkü harflere aktarırken Ali Kemal’in kemiklerini sızlatacak derecede vahim bir hata yapıyor ve şöyle dedirtiyor: “Geçelim bir sığır ilacının ilanına. Birçok hastalık isimlerini saydıktan sonra ‘…ihtinak-ı rahm ve siyatik’ diye yazılmış. İhtinak, rahmin bir ismidir. Burada siyatik olduğu anlaşılıyor. Halbuki aralarında benzerlik ve yakınlık yoktur. Siyatik, kalçadan ayağa kadar mümted sığırın elemidir. İhtinak-i rahm ise en ziyade kadınlarda, bazen erkeklerde olur. İşte burada büyük hata-yı fenni ve tıbbi var.” (s. 41) Tarihin karanlık noktalarının aydınlatılması, biraz daha titiz ve dikkatli çalışmaları gerektiriyor. Saygılarımla… Toplumsal Tarih, nr: Mayıs 1997. |
||
|
Yazan: RahimTarım | 21-02-2010, 14:47 | Görüntülenme: 257
|
||
|
Yazan: RahimTarım | 13-02-2010, 23:43 | Görüntülenme: 268
![]() |
||
|
Yazan: RahimTarım | 12-02-2010, 00:29 | Görüntülenme: 300
|
||
|
Yazan: RahimTarım | 11-02-2010, 23:18 | Görüntülenme: 379
SEVGİLİLER GÜNÜ YUTTURMACASININ ASLINI BİLİYOR MUYDUNUZ?
|
||
|
Yazan: RahimTarım | 24-01-2010, 01:23 | Görüntülenme: 302
Özgür Yayınları, Mayıs 2002. |
||
|
Yazan: RahimTarım | 24-01-2010, 01:21 | Görüntülenme: 254
Edebiyatla uğraşırken sanatın insana bahşettiği o en büyük nimeti tadar, zamanı aşarsınız. Başka bir söyleyişle, iki farklı zamanı aynı anda yaşarsınız. Bunu yapabilmek için öncelikle o yazarı her yönüyle tanımak, onun dünyasına girebilmek gerekir. Bunu başardığınızda bir gün o yazarla öyle özdeşleşirsiniz ki, ona yapılan haksızlıklara bile kendinize yapılmışcasına isyan edersiniz." |
||
|
Yazan: RahimTarım | 24-01-2010, 01:20 | Görüntülenme: 339
Yayınevi : Özgür Yayınları Yazarı : Mehmed Rauf Hazırlayan: Doç. Dr. Rahim Tarım |
||
|
Yazan: RahimTarım | 24-01-2010, 01:17 | Görüntülenme: 170
"Mehmed Rauf´un Hayatı ve Hikâyeleri Üzerine Bir Araştırma" adıyla 1992 yılında doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışma, 1993 yılında Türkiye İş Bankası´nın "Edebiyat Araştırmaları Dalı´nda açmış olduğu yarışmada birinciliğe değer görülmüştür. Akçağ Yayınları. |
||
|
Yazan: RahimTarım | 21-01-2010, 18:16 | Görüntülenme: 169
"Ne kadar yeteneksiz görünürseniz, sizden o kadar az iş talep edilir. Hatta yeterince ebleh görünmeyi başarabilirseniz yöneticiliğe terfiniz kesindir." Bu ‘prensip' bir süredir Amerika'da iş hayatı ile ilgili kitaplar listesini altüst eden "Dilbert Prensipleri"nden alındı. Çevrenize şöyle bir göz atacak olursanız bu prensiplerin gerçek hayattan edinilmiş tecrübelerden süzüldüğünü de kolaylıkla görebilirsiniz. Bazı esprileri ‘fazla Amerikan' gibi görünüyor olsa da bu çizgilerde hayat bulan görüşler, çağımızın işletme yönetimine yöneltilmiş acımasız bir eleştiri aslında. Scott Adams dokuz yıl süreyle bir telefon şirketi olan Pacific Bell'de çalışmış. Sonunda canına tak edip profesyonel iş hayatına son verdiğinde, burada edindiği tecrübeleri diğer çalışanlarla paylaşmak için yazıp çizmeye başlamış. Adams'ın tüm kitapları Amerika'da yok satıyor. Bunun sebebi "Dilbert Prensipleri"nin artık sadece Adams'ın tecrübelerini yansıtıyor olmaktan çıkmış olması. Her gün binlerce e-mail, dünyanın çeşitli ülkelerinde çalışan on binlerce kişinin tecrübelerini "yeni Dilbert prensiplerine kaynak teşkil etmek üzere" Adams'ın bürosuna taşıyor. Adams "iş ilişkileri bir fesat ve kötülük düzeninden ibaret. Manyaklar, sadistler, boşboğazlar, tembeller ve müzevirlerden oluşan bu dünyanın tek yaptığı şey de aslında bu saçmalık, fesat ve kötülüklere uygun kılıflar geliştirmek" diyor. Dilbert Prensipleri, aslında çok eskiden beri bilinen gerçeklerin modern çağ versiyonları. Örneğin, benim fakülte yıllarında öğrendiğim "insanlar yeteneklerinin son noktasına terfi ettirilirler" ilkesi bakın Dilbert'in ağzından nasıl acımasız bir eleştiriye dönüşüyor: "En yeteneksizler sistematik olarak şirkete en az zarar verecekleri pozisyona getirilirler: Şirket Yöneticiliği." Dilbert Prensipleri'ni okurken Türkiye'nin de bir büyük şirketten farklı yönetilmediğini düşündüm: Beceriksizlikler, en yeteneksizlerin en üst noktalara terfi ettirilmeleri, yaratıcılıkla uğraşmak yerine başkalarının emeklerine kolay yoldan el koyma geleneği, Bizans entrikaları vs.. Sizlere Scott Adams'ın e-mail adresini de veriyorum. Dilbert Prensipleri'nin sayısı şu anda 40 bini aşmış durumda. Bu evrensel ilkelere Türkiye'den de zengin katkılarınız olabileceğine inanıyorum. Kendi prensiplerinizi İngilizce olarak yazıp scottadams@aol.com adresine elektronik posta ile iletebilirsiniz.
(Bu yazı, Mehmet Yılmaz'ın birkaç yıl önce Radikal gazetesinde yayımladığı bir yazıdır.)
|
||


Şair arkadaşımız Seyhan ERÖZÇELİK için ACİL, 

Sanat ile insan arasında vazgeçilmez bir zorunluluk vardır. Tanpınar, 'sanat insanı kaybederse gerisi kendiliğinden çözülür' der. Çünkü, sanatta evrenselliğe ulaşmanın yolu; ölçütü, büyük veya küçük 'insan'ı o insanın toplumun içindeki, yaşam içindeki serüvenini, acılarıyla, sevinçleriyle, kırıklıklarıyla yansıtmaktan geçer. Çünkü, özde insan, her yerde aynı insandır. Tasalarıyla, kaygılarıyla, özlemleriyle, umutlarıyla, kırıklıklarıyla... Kültürel aktarımda sanatçılar, özellikle dilin olanaklarını genişleten şairler önemli roller üstlenirler. Dil bilincine sahip, kendi kültürel değerleriyle, ilişkide bulundukları uygarlık dairelerinin kültürel değerlerini kendi şiir potalarında eritmesini bilen bu tür şairlerin sayısı maalesef çok azdır. Behçet Necatigil, bu bilince sahip ender şairlerimizdendir.
"Bir yazarın hayatını, anılarını derlemek demek, onunla beraber büyümek, hayal kurmak, ümitlenmek; bazen onunla birlikte coşmak, bazen hüzünlenmek demektir.
Mehmed Rauf edebiyatımızda daha çok Eylül yazarı olarak tanınmaktadır. Edebiyat tarihleriyle müstakil bazı kitaplarda zikredilen birbirinden aktarma bilgilerden başka hayatı hakkında fazla bir şey bilemediğimiz Mehmed Rauf hakkında, şimdiye kadar yapılan çalışmaların çoğu da onun romanlarıyla sınırlı kalmıştır. Hikâyeleri üzerinde geçmiş yıllarda yapılan birkaç çalışma ise, hikâyelerinin tamamına ulaşılamadığından yeterince geniş bir şekilde ele alınıp incelenememiştir.
Dilbert Prensipleri